12 Punto14 Punto16 Punto18 Punto
İttihat Terakki ve Türk Solu
09.03.2010 18:11

Yazıya başlık koymadan başlamanın insanı ne kadar rahatlattığını bilemezsiniz. Başlığı attığınız andan itibaren içine girdiğiniz sınırlılık duygusu, o konuda ki birikimlerinizin yeniden gözden geçirilmesi, içine düşme ihtimali hissettiğiniz sıradanlık olgusu sizi yorar ve sıkıntıya sokar. Oysa kaleminizi serbest bıraktığınızda, kendinizi nihayetsiz bir ufkun önünde duran kaşifler gibi hissedersiniz. Hele bizim ki gibi ülkelerde gözünüzün önünde her dakika derinleşmekte olan ufuk çizgisinden yayılan onlarca rengin meydana getirdiği muhteşem uyum, bu güzellikler arasında var olan çelişkileri görmek... Bu bir insana “Yazmak” için tanınabilecek en geniş imkandır.

Ne güzel tanımlamış Ahmed Arif usta yaşadığımız toprakları;

Beşikler vermişim Nuh’a

Salıncaklar, hamaklar

Havva anan dünkü çocuk sayılır

Anadoluyum ben tanıyormusun?

Onbinlerce yıldır insanlığa ve medeniyete beşiklik etmiş bu topraklar için daha güzel ve ozanca bir tanımlamaya en azından ben rastlamadım.Bence bu tanım Nazım Ustanın,

“Dört nala gelip uzak Asyadan

Akdenize bir kısrak başı gibi uzanan

Bu memleket bizim

.........................

Bu Cennet bizim,bu cehennem bizim.”,

tanımlamasından daha köklü sosyopolitik tahliller içerir. Ama her neyse şiirler, herkesin kendi zevkine göre algılanabilir. Fakat söylenmek istenilen, vurgulanan şey hep aynı. Bu toprakları derinlemesine bir kavrayış ve zenginliklerimizle barışık yaşamaktır.

“Yaşamak bir ağaç gibi tek ve hür”

“Ve bir orman gibi kardeşçe”

“Bu özlem bizim”.

İşte böyle kalemi serbest bırakınca, o dağdan bu ovaya,bu ovadan şu vadiye at koşturan Dengbejlere, meddahlara, ozanlara özeniyor insan. O yüzden biz yine de kalemin dizginlerini biraz kısıp asıl meramımıza gelelim. Çelişkiler üzerine devam edelim yazımıza. Çelişkiler ki yazarın en önemli sermayesi,bir başka açıdan bakıldığında sürekli kanayan yaralarımızdır her konuda.

Rönesans’ın ardından 18 yüzyılın sonları ve 19.yüzyılın başlarında Avrupa, Aguste Comte’un pozitivizmi ve Jean Jack Russeu’nun Cumhuriyete dair tezleriyle aydınlanmasını tamamlamaya çalışırken, Osmanlı coğrafyası da içine düştüğü sıkıntının bilinciyle ikinci Mahmut la başlayan yenilenme hareketlerine ağırlık vermiş durumdadır. Avrupa da bu hareketler 1789 Fransız Devrimiyle teorik çalışmaların pratik alanda ki meyvelerini devşirirken, biz de askeri ve siyasi birtakım vitrin değişiklikleri adeta “Devrim” gibi gösterilmeye çalışılmıştır. Yeniçeri ocağının kaldırılması ve Sekban-ı Cedid, kılık kıyafet konusundaki değişiklikler bu kabilden vitrin düzenlemelerinden başka bir şey değildir. Ta ki 1839 Gülhane hattı humayunu (Tanzimat Fermanı) ve 1876 da ki Birinci Meşrutiyetin ilanına kadar. 1839 da Mustafa Reşit Paşa Gülhane Hattı Humayunu’nu 101 pare top atışıyla halka duyurup “Padişah efendimiz lütfetmiş memaliki şahanede yaşayan azınlıkları da bir parça insandan saymıştır” derken, Fransa’da Burjuva Devrimi çoktan yapılmıştı. Yani insan hakları kavramı Avrupa da köle – efendi ilişkisinden çıkıp, yurttaşlık zeminine oturduğunda biz hala birilerini “bir parça insan saymanın” gururuyla gerim gerim gerinmekteydik. İşte bu akış içerisinde, tarih denen ırmağın akış yönünün tersine yüzmeye çalışmanın imkansızlığını gören insanlarda vardı. Yahya kemal gibi,Hüseyin Cahit gibi, Prens Sabahattin gibi, Sadrazam Mahmut paşa gibi. Hiç bir zaman bu ismin andığımız kişilerin düşüncelerini ve yaptıklarını birebir onayladığımızı söylemedik. Vurgulamak istediğimiz şey, Osmanlıda da ciddi bir muhalefet hareketinin o tarihlerde başlamış olduğudur. Bu hareket daha sonları 1899 da İttihat ve terakki örgütünü doğuracaktır ki, belki de son dönemde bu topraklara ve bu toprakların halklarına en büyük kötülükler bu cemiyetin eliyle yapılacaktır.

Şevket Süreyya Aydemir’in ( ki bu şahıs Cumhuriyetten sonra “emitasyon” olarak kurdulucak olan Türkiye Kominist Partisinin “papağan” yayın organı  Kadro dergisininde baş yazarlarından biri olacaktır. Daha sonraları da Ziya Gökalp ile birlikte Türkleştirmenin önde gelen sözde düşünürlerinden biri olarakta anılacaktır) Enver Paşayı anlattığı kitabında, ortaya koyduğu bir psikolojik tahliden bahsetmekte yarar var. Diyor ki Şevket Süreyya Bey; “İttihat ve Terakki’nin alaylı değil de mektepli subay tarafından kurulup ve bu yapıda gelişmesinin ve bunu sonucu olarak bu subaylar, Balkanlarda özellikle Bulgarların bağımsızlık hareketlerine karşı mücadele ederlerken, Bulgarların uluslaşma ve özgürlük mücadelelerinden çok etkilenmişlerdir. Bu İttihatçı Osmanlı subaylarının başında da Enver  Bey ve onun amcazadesi Halil Bey gelir.” Bunun doğal sonucu olarak bütün bir İttihat ve Terakki oluşumu bu uluslaşma hareketlerinden etkilenmiştir Şevket Süreyya’ya göre.

Şimdi insan kendi kendine sormadan edemiyor. Hakların bağımsızlık mücadelelerinden bu ölçüde etkilenenler, nasıl olurda binlerce yıldır Anadolu topraklarında yaşayan ve Osmanlı Hanedanının “Tebay-ı Sadıka” diye nitelendirdiği bir halkı “Ermenileri” böylesi vahşi bir kıyıma tabii tutabilirler. Üstelik bunu yaparlarken bir başka halkı da “Hamidiye Alayları” vasıtasıyla kullanabilirler? Allahtan bu gün gelinen noktada insaf sahibi Kürtler, Türkler ve Ermeniler meselenin özünden haberdar olarak kimin nasıl kullanıldığını bildiklerinden, meseleyi bir kan davasına dönüştürmekten çok bir özür ve iadeyi itibar çercevesinde ele almaktalar. Bu yazıda amacım Ermeni meselesini derinlikli olarak işlemek değil. Kısa bir tarihi bilgiden sonra böl, parçala, yönet mantığına dönmek isterim. 1914-1919 arası olaylarda herkes Ermeni örgütlenmelerinin varlığından bahseder. Bunların en bilinenleri “Taşnak Sütyun” ve “Hınçak”tır. Ve en bilinen eylemleri de Sultan Abdülhamit’e düzenlemiş başarısız Yıldız suikast girişimidir. Pek bahsedilmeyen şey şudur; Bu iki Ermeni örgütlenmesi de 1907 İttihat ve Terakki kongresinde Ermeni halkının temsilcisi olarak anılıp tanınmış örgütlenmelerdir. Sağır sultan bile Yıldız suikast girişiminde İttihat ve Terakki parmağı olduğunu duymuştur. Asıl şayanı dikkat nokta ise 1908 de ikinci meşrutiyetin ilanı ile başlayan süreçte iktidarın aleni ortağı olan bu Cemiyetin, bir veya iki yıl önce haklarını tanır göründüğü Ermenileri korkunç bir kıyıma tabii tutmasıdır.

Değerli okurlar, Yazar ve Kürt aydını Necmettin Salaz ile yapılan ve yine Hakkari News’te yayınlanacak olan röportajı okumanızı şiddetle öneririm. Orada gerçekten çok isabetli bir öz eleştiri bulacaksınız. Hem Kürt halkının ve hem de bu topraklar üzerinde diğer hak ve özgürlük mücadelelerini ilgilendiren bu öz eleştiri bence tarihe ışık olacak nitelikte. Hele bir “Üzüm Hırsızları” hikayesi var ki adeta durumun özeti niteliğinde. Son günlerde elimin altında olan kitaplarda bunun açık delillerini gözlerimin önüne sermekte zaten. Asıl meselenin dil, din, etnik köken farklılıklarından kaynaklanmadığını, yazmış olduğum “Gavur” adlı romanda da işlemeye çalışmıştım. Eğer var olan sistemin içinde yer alıyorsanız siz “Öteki” değilsiniz. Ama kim olursanız olun bu vahşi kapitalist sisteme muhalifseniz, Türk olsanız bile zenci bir Türksünüz, yani “Ötekisiniz”. Bu sistemde varlığınız eğer sömürüye ayarlı ise, işte o zaman getiriniz kadar efektif değeri olan, sisteme ait bir unsurdan başka bir şey değilsiniz.Birey olarak ta değeriniz ve sahip olduğunuz özellikler hep bu formülle ifade edilmekte.

Yaşar kemal’in “Demirciler Çarşısı Cinayeti’ni” Mehmet Uzun’un “Diclenin Sürgünleri’ni” Necmettin Salaz’ın “Bir Derenin Gözyaşları’nı” okurken, aslında aynı hastalıklı anlayışın bölgenin insanını nasıl da perişan hale getirdiğini görmek mümkün. Milli Mücadele, Demokratik Devrim diye çıkılan yolda, o güne kadar var olan feodaliteyi ortadan kaldırmak yerine, o feodaliteyi kapitalizmin emrinde halkları birbirine düşürmek için nasıl kullanıldığını görmek mümkün. Bütün bunların arasında hayret verici bir nokta da, bu gün Türk solunun geniş bir kesiminin hak ve özgürlük mücadelelerine karşı takındığı tutumdur. Hem devrimcilikten, ilericilikten, sosyalizimden bahsedeceksin, hem de hak ve özürlük mücadelesine katkı vermek bir yana takoz koyacaksın. Ne dersiniz, hala bir İttihat ve Terakki hayaleti gölgesi gezinmiyor mu sizce de Türk solunun üzerinde...

Bu yazı toplam 426 defa okunmuştur
Yazıyı Paylaş : GoogleGoogle, YahooYahoo, FacebookFacebook, DiggDigg, Del.icio.usDel.icio.us, RedditReddit
Bu yazıya toplam (2) yorum eklenmiştir.
Şevket Yılmaz
10 Mart 2010 Çarşamba 18:14
İtiat Terraki - ergenekon
İttiat Teraki her ne kadar yer yer yazarın kaleminde ilerici devrimci bir olışum olarak yansıtılmıssa da esasen kökleri Meşrutiyetten çok öncesine dayanan Yeni çeri Derin subay yapılanmasıdır. Cumhuriyetin krucusu görünümünde ki grup bu günde siyasal askeri bir baskınlık göstermektedir. Sayın Gölge'ye acizane bir öneri Orta Asya türk Kabileciliğinde ki Divan anlaşı üzerine birşeyler yazarsa daha bakir bir alanda bizleri aydınlatmış olur. zira terakicilerin ve
Talha
10 Mart 2010 Çarşamba 16:34
Doğru söze ne denir...
Sevgili Ömer Gölge dostum tespitleriniz ve gelinen noktayı ülkemiz demokrasisinde ne aşamada olduğunu gayet açık bir şekilde anlatmışsınız. Böyle cesurca bizleri aydınlatmanı diler. Takipçiniz olmaya devam edeceğim. Yüreğinize sağlık.
Yazarın Diğer Yazıları
YAZARLAR
Röportaj
POSTA LİSTESİ
_self
ANKET
Sizce AKP'nin Çıkarmaya Çalıştığı Anayasa Değişiklik Paketi TBMM'den Geçer mi?
Foto Galeriler
Video Galeriler
HAVA DURUMU
Ankara
10 / 31 °C
İzmir
20 / 34 °C
Hakkari
14 / 31 °C
İstanbul
22 / 28 °C
3