Eleştirinin tarihi edebiyatın tarihi kadar eskilere dayanır. Dolayısıyla eleştirinin edebiyat ve sanatın gelişiminde önemli katkısı vardır. Eleştirinin tarifine baktığımız zaman bunu daha iyi anlamak mümkündür. Genelde eleştirmenler eleştiri sanatını şöyle tanımlar.
Eleştiri bir edebi veya sanatsal yapıtın tarifi, yorumlanması ve değerlendirilmesidir. O halde bir yapıtın yorumlanması, yorumlanması değerlendirilmesi yazar ve sanatçılara daha ileride yapacakları çalışmalarına ışık tutar. Ona göre eksikliklerini, fazlalıklarını ve olması gerekeni görür ve daha iyi eserler vermeye yönelirler. Dolayısıyla eleştiri de edebiyat ve sanatın daha ileri gitmesi için gerçek bir katkı sağlar.
Eleştirinin başlangıcı Plato’ya dayanır. Plato’ya göre “edebiyat değerlerden yoksundur çünkü gerçek değil ve insanların duygu ve heyecanlarını zararlı bir şekilde yönlendirir.” (1) Ama Aristotle, Plato’nun aksine edebiyatı ve sanatı savunmuştur. Aristotle sanatı ve edebiyatı “gerçeğin’in yansıtılması “ (2) olarak değerlenmiştir.
M.H. Abrams eleştiri teorilerini, eleştiri yaklaşımlarına göre bir yapıtın değerlendirilmesini, yazarın durumuna, dış dünyaya, okuyucunun bakış açısına, yapıtın kendi içindeki uyumuna ve bütünlüğüne vurgu yapılarak değerlendirilmesi gerektiğini düşünmüş ve dört başlık altında maddeleştirmiştir.
Buna göre:
1-Mimetic Criticism- Taklitçi Eleştiri, bu yöntem edebi veya sanatsal yapıtı “gerçek”in çizgisinde değerlendirir. Buna göre eser dünyanın, insan hayatının ve karakterlerin gerçeğini yansıtır.
2-Pragmatik Eleştiri, bir edebi eser sanki okuyucunu duygularını ve moral değerlerini dizayn eden ve bu etkilerin nasıl ortaya çıktığına odaklanan bir yöntemdir.
3- Expressive (manalı) Eleştiri, bu eleştiri yöntemine göre edebi yapıt yazarının kişisel etkileşimini gösterir.
4-Objektif Eleştiri, yazar ve okuyucu referans gösterilmeden yapıtın gerçek kalitesini, onu bir sanat eseri olarak kabul etmek ve kendi içinde değerlendirmektir.
Zaman geçtikçe eleştirinin daha da geliştiğini görmek mümkündür. Örneğin sanatı sosyal sınıflar arsındaki ekonomik farklılıklar olarak ele alan Marksist eleştiri, 1940’larda eserlerde kelimeler ve imgeler arasındaki yakın ilişkiyi ele alan Yeni Eleştiri, 1960’larda Avrupa’da ortaya çıkan,eserlerin çoğunda ortak yan olan anlatım, yapı ve dili ele alan Structuralism (yapısal) eleştiri ortaya çıkmıştır. Son olarak yirminci yüzyılın ikinci yarısında çoğulcu eleştiri Amerika’da ortaya çıkmıştır. Bu yaklaşıma göre bir yapıtı sadece belli bir yaklaşım veya eleştiriyle teoriyle ele almanın yanlış olduğu vurgulanmakta ve kişilerin çok çeşitli bakış açılarına göre isteyenin istediği yaklaşımla eleştiri yaması gerektiği vurgulanmıştır.
Böylece eleştiri sanatı Plato’dan başlayarak günümüze dek sürekli bir gelişim göstererek önemli bir bilim haline gelmiştir. Avrupa, Amerika, Rusya ve tüm Dünya’da bir sanat eseri (kitap, sinema filmi, heykel, tablo, çizgi film, makale, tiyatro eseri vb.) yapıldığı zaman galadan sonra tüm dikkatler eleştirmenlerin üzerine çevrilir. Onların o yapıt hakkındaki olumlu - olumsuz, yanlı - yansız, sübjektif, objektif bakış açıları okuyucuya ve seyirciye daha iyi bir değerlendirme yapmasını ve her açıdan eseri değerlendirilmesini sağlar. Bir açıdan eserin piyasa yapması da buna bağlıdır.
Eleştirmenler yapıtları, anlatım, estetik, karakterler, dil, kelime uyumu, fikir, mesaj, objektiflik, gerçekçilik, görüntü, günlük hayata bakış, sosyal olaylara ve yaşama bakış ve etkileri, fayda ve zararları gibi bir çok açıdan inceler, yorumlar ve değerlendirir. Onlar eleştiri yaparken yukarıdaki tüm hususları kendi bakış açılarına göre değerlendirirler. Bu onların en doğal haklarıdır. Hiç kimse onları yaptıkları bu eleştiriden dolayı ayıplayamaz. Çok acımasız olarak olumsuz değerlendire bilir, veya beğenilerini ortaya koyarak öve bilirler ama asla yazarın veya eserin sahibinin kişilik haklarına, şahsiyetine, ailesine ve çevresine hakarette bulunamazlar çünkü bu etik değildir.
Ne yazık ki günümüzde bazı insanların bilhassa internet ortamında bir “nick” sembol ismin arkasına saklanarak yazarların, insanların kişilik haklarına, ailelerine, çevrelerine saldırdıkları, iftira attıkları, haksız yere karalamaya çalıştıkları “ çamur at iz bıraksın misali” görülmektedir. Bunun bilerek yapıldığı bir gerçektir. Bunun sebebi üzülerek belirteyim sadece çekememezlik cehaletidir. Ünlü Fransız yazar GUSTAVE LE BON “Kitleler Psikolojisi” adlı eserinde derki “korkak, kendisini ifade edemeyen, hayatı başarısızlık dolu kişiler kendilerini kitleler (kalabalıklar) içinde yenilmez kahramanlar olarak görürler. Toplumsal olaylarda bu tipler insanları yanlış sevk ve idare etmeye çalışarak büyük zararlara neden olurlar. Onun için akil insanların bu tiplere meydan vermemesi gerekir. (4) Aslında bu nick isimlerin arkasında ki bazı kimseler de aynı psikolojiye sahiptir. Bilmezler ki günümüzün teknolojisinde onları ortaya çıkarmak bir dakikalık iştir.
Sonuç olarak yazarlar, sanatçılar, iyi eleştirmenler, üretken insanlar kim ne derse desin bildikleri doğru yolda ilerlemeye, yararlı şeyler yapmaya, üretken olmaya, ülkelerinin ve insanlığın gelişimi için çaba sarf etmeye devam edeceklerdir çünkü bu bir sorumluluk olayıdır.