Hala neyin hesabını yapıyorsunuz ?
Öyle ki; ülkede adına faydalı işler yapıyor görünen, kültürel ve kimlik değerlerini ortaya koyan beyinler dahi UKALA, ŞIMARIK ve HAK EMİCİ olmaktan bir adım öteye gidemiyorlar.
Neler konuşuldu, neler söylendi ve neler yaşandı yıllardır… Hatta bu toprakları çok sevenin Kürtler olduğu ve bu milletin bu uğurda canlarını davaları ölçüsünde hiçe saydıkları ortada. Yaşayan bir topluma saygısı ve niyeti olmayan bu ŞIMARIK ülke, ölmelerine her fırsatta zemin yarattığı vatandaşlarına da saygısız olmaya devam ediyor. Hak almaya hızla koşuyor. Nice eserler, kitaplar ve yürekler insiyatif olup, gerçeklere ışık, sahteliklere de savaş açtılar. İnsanların milliyet gözetmeksizin, evrensel bir demokratik bileşke etrafında toplum tarzı oluşturması hedeflenen insancıl ve uyuma yönelik bir yaklaşımdır.
Beyinlerin bu denli zorlandığı ve düşünsel fırtınaların yarattığı bir iklimi görmeyeceksiniz; bir toplumun yıllardır süregelen bu gelişim ve kavramsal ataklarını hiçe sayacaksınız; sonra da züppe söylemlerle, hafızalarında Anadolu’yu dahi tarif edemeyecek sokak soytarıları ile bu davanın üzerini örtmeye çalışacaksınız!
Yok böyle bir küstahlık…
İşte tam bu noktada Yazar Mehmet UZUN’un bir kitabında değinmiş olduğu ayrıntıyı paylaşmak isterim.
“ Bir düşünün; bir yanınızda hak, hukuk, adalet tanımayan, tek özelliği halkını ezmek, halkını zehirli gazlarla boğmak olan cahil ve kibirli askeri diktatörler, bir yanınızda dini muhafazakarlığı en uç noktasına kadar götürmüş, her şeyi, herkesi kendisine benzetmek isteyen ve dünyaya meydan okuyan pervasız dini liderler. Bir yanınızda da sabah akşam her aydınlıktan, uygarlıktan, adaletten söz eden ama sizi, sorunlarınızı, sizi boğan o paslı zincirleri yok kabul eden, inkar eden, vatandaşlarına karşı duygusuz her şeyi teknik, ekonomik gelişmeden ibaret gören pişkin, aşağılık politikacılar. Yani utanmadan aydınlığı isteyen karanlığın egosantrik, etnosantrik zebanileri ve tüm bunların yönettiği sayılamayacak kadar çok ordu, asker, polis, silah, yasa, istihbarat örgütü, cinayet timi, üniversite, kurum, kuruluş, gazete, televizyon, radyo, cezaevi, işkencehane. Ve gücü, mutlak ve tek olma duygu ve inancının durmadan pompalandığı, aşılandığı zehirlenmiş bir zaman, bir mekan”
Sevgili Mehmet UZUN’u da böylece andıktan sonra devam etmekte yarar var.
Dünyanın son halini toplumsal boyutta ele aldığımızda, ilişki içinde bulunduğumuz ülkeleri de kapsayacak ortak bir olgunun; tekleştirme ve sömürme olduğu anlaşılmaktadır.
Bunun somut örneklerini şöyle verebiliriz. Dünyanın hiçbir yerinde bir toplum bu denli korkular temelinde yönetilmemiştir. Eğitimden siyasete tüm girişim ve süreli adımlarda birçok bireyin haklarını arayamadıklarını görebilmek zor olmasa gerek. Bu durum öyle kemikleşmiş bir netice haline gelmiş olsa ki, artık bireyler bir özlük hak, insani gerekliliklerin dahi varlığını unutmuş ya da köreltmiştir.
Sayılabilecek birçok insan dışı uygulamalara inat, hala ülkenin tepesine bulaşmış yosunlar, inkar ve tahammülsüz bu dürtüleri içinde kaybolmayı da asla kabullenememekteler. Çok zor değil, ülkede Kürt hakları mevzu olduğunda gıda, eğitim, sağlık, turizm vs. birçok alanda dahi art niyetin dayatmış olduğu ahmak bir kin ile tüm bu sektörler ötelenmiştir. Öyle ki, Kürt hakkının içinde var olacağı bir Türkiye dahi neredeyse bir ret gerekçesidir.
Geleneksel siyasetten asla sıyrılamayan ve kendi hata ve yanlışlarını kesinlikle kabul etmeyen politikalarla işleyen bu çarka verilebilecek en uygun isme “BARBARLIK” dememiz, kimse için ilginç olmamalı. Hatalarını görmeyen, asla özeleştiri yapamayan, her ne olursa olsun asla haklı görebilme zeminini genişletemeyen çağ dışı birçok bedenlerin; ülkenin belirli blokların evrenselliğine katkı sunanları yönetiyor olması acı bir tablo.
Yıllarca yozlaştırıp, insani tüm varlıklardan ayıran en temel farkı bile, DÜŞÜNMEYİ, yasak ve suç olarak mimleyip beslediği halk üzerinden şimdi de geri dönüşümlü numaralarla, yine insan üzerinden politikalar türetilmeye başlandı. Hak ile kelle sayısı arasında tek bir ortaklık oluşturamayan bu düzen, nitelik sahibi olmayan sayısız bireyin görüntü gücüyle hastalıklı bir rejim oluşturmaya, sürdürmeye devam etmektedir.
Aydınlar, yazarlar, eserler olabildiğine çoğalsa da…
Ukala, kibirli, art niyetli cehalet karşısında gerçeklerin somutlaştırıldığını nasıl görebiliriz ki!
Yalnız, umudun ve sonucun, evrensel, demokrat, kapsayıcı bir toplum yapısı içinde olduğu unutulmamalıdır.