Uzun yıllardan beri Kürtler üzerinde inkar, imha, asimilasyon, aşağılama ve karalama kampanyaları süregelmektedir. Ama bunların en vahimi MHP kurmaylarından Çorum milletvekili ve bir dönem devlet bakanlığı da yapmış olan Abdülhaluk Çay’ın (Her yönüyle Kürt dosyası) isimli kitabında geçiyor.
Bir tarih profesörü olan Çay kitabında Kürtleri şöyle lanse ediyor.
Kürt’ten maksat, dağ köylerinde oturan, cehaleti sebebiyle fırsat buldukça çapulculuk yapan, ancak bu hayattan vazgeçip, şehre ve kasabaya indikten sonra, Türk pâyesine eren kimse kast edilir. Uzak köylerden gelen Türkçe bilmedikleri ve şivelerinin bozuk oldukları için Kürt diye anılır. Fakat kültürel bir değişmeden sonra, bu anılış, tamamen unutulur, artık o Türk pâyesine ermiştir. Böyle birine, Kürt müsün, Türk müsün diye sorulduğu zaman, -Evvelce Kürt’tüm fakat şimdi Türk oldum- diye cevap alınır.”
“Kürt”, “Kürtçe”, “Kürdistan” diye bir şeyin olmadığını, bunların tamamen Türklerle ilgili ve ‘izafi’ terimler olduğunu, (sözde)“bilimsel tarih metodu” ve “ciddi” bir çalışmayla açıklığa kavuşturmuş!
Kürtler şeytanın soyundandır.
Kürtlerin şeytanın soyundan geldiği, “Kürt kelimesinin bir milleti tanımlamaktan çok ‘barbar’ anlamında kullanılır. Davud’un oğlu Süleyman’ın cariyelerini, Şeytan Casad’ın hamile bırakması sonucu doğan nesil Hz. Süleyman tarafından dağlara sürülmüş ve onların dağlara yerleşmelerine müsade edilmiştir. İşte Şeytan’ın bu nesline sürgün edilmiş (Arapça Karrad) anlamında Kürd denilmiştir. Kürtler üzerinden perde kalkmış cin tarifesindendir.
Peygamber Kürtleri lanetlemiştir.
Türkistan’ın en büyük hükümdarlarından biri olan Oğuz Han, Medine-i Münevvere’de bulunan, peygamberlerin övüncü ve yaradılmışların efendisine bir heyet gönderdi. Bu heyetin başında da, Kürt büyüklerinden BUĞDUZ adlı bir kişi vardı. Kendisi çirkin görünüşlü, kaba, katı kalpli, ele avuca sığmaz bir kişiydi. Çirkin görünüşlü, iri yapılı bu elçi, Peygamber’in gözüne görününce Peygamber’in canı sıkıldı ve ondan şiddetle nefret etti. Elçiye, kabilesi ve mensup olduğu soy sorulunca, Kürt topluluğundan olduğu cevabını verdi. İşte o zaman Peygamber, Kürtlere beddua ederek şöyle dedi: ‘Yüce Allah bu topluluğu, kendi arasındaki ittifaka ve birleşmeye muvaffak etmesin; yoksa birleştikleri takdirde, onların eliyle dünya yok olur.
Bir dönem Türki Cumhuriyetlerinden sorumlu Devlet Bakanlığı yapmış (sözde) profesör Abdülhaluk Çay bunca bilim dışı ve aşağılayıcı açıklamalarıyla yetinmiyor, birde yine sözde bilimsel bir açıklamayla Kürtlerin varlığını inkar ediyor. Yazar(!), kitabında efsanelere yer verdikten sonra, sıra Kürtlerin Türklüğüne(!) geliyor. Çay, yukarıda anlattığımız alıntılarda, en azından bir topluluk olarak kabul ettiği Kürtleri ve Kürt kavramını, kendi görüşleriyle çelişeceğini düşünmeyecek kadar aklı perdeleyici ve bir o kadar da ‘insan’lıktan uzak bir hırsla inkâr ediyor.
Kürtler aslında Türk’tür.
Yerli ve yabancı araştırmaların ortaya kesin olarak koyduğu gerçek; “Kürt” adı ile bilinen bir ırkın tarihte hiçbir zaman mevcut olmadığıdır. Bunun yanında dil, edebiyat, tarih, sosyoloji, folklor ve etnoloji araştırmaları Kürt adı verilen bu toplulukla Türk milletinin birçok ortak yanlarını ortaya koymaktadır.” Tarihi gerçeklerin, 11. yüzyıldan önceki dönemler için, Ortadoğu tarihinde “Kürt” adından bahsedilmesine imkan tanımıyor. Eski Türk tarihinde rastlanan Kürt adlı topluluk ile 11. yüzyıldan sonra Anadolu’da yurt tutan Oğuz Türkleri içindeki Kürt adı verilen grupların dışında, tarihte bu adla başka bir topluluk bulunmamaktadır.
Üstelik ilkokul masal kitaplarına bile alınamayacak kadar hayali ve bilim dışı bu tezinin yer aldığı kitap; Diyanet işleri başkanlığının desteğiyle basılmış ve İslam tarihine referans kabul edildiği için bütün müftülüklere hutbelerde okunması için gönderilmişti. Tarihe İslam dinine ve Türk siyasetine (sözde) öncülük yapmış bu zavallı, faşist adamın kitapları birçok Türk tarafından bilimsel araştırma olarak kabul ediliyor. Böyle saçmalıklarla büyüyen bir toplumun kendisine en yakın ve kendisiyle iç içe yaşayan bir başka topluluk hakkında nasıl bir fikir sahibi olacağını tahmin etmek hiçte zor değil. Ki nihayetinde bunun etkilerini her geçen gün görüyoruz.
Şimdi Türkler mazlumu oynuyor.
HaberTürk kanalında yayınlanan yapımcılığını Fatih Altaylı’nın yaptığı Teketek programının son konuğu BDP Siirt milletvekili Osman Özçelik’ti. Altaylı, Kürtlerin yıllardan beri gördüğü haksızlık ve zulmü anlatan Özçelik’in sözünü keserek öyle bir çıkış yaptı ki bugün bazı haber sitelerine manşet oldu. Altaylıya göre ezilen bir halkı savunmak, ya da onlara yapılan haksızlıkları anlatmak; Türkiye'de, Osmanlı bakiyesi içerisinde bir pislik grup var. Bunlara Tükler deniyor. Bunlar; Ermenileri kesmişler, Kürtleri kesmişler, Balkanlarda kan dökmüşler, Türkiye'de bir asimilasyon yapmışlar. Bütün her türlü pisliği Türkler yapmış, geri kalan herkes tertemiz. Yani en aşağlık, en şerefsiz, en adi sınıf Türkler. Diğer herkesin hakkı var. Görünen o. Üzülerek söylüyorum bir kısım Türkün böyle hissetmeye başladı. Diye sert bir çıkış yaptı.
Yılların deneyimli gazetecisi Fatih Altaylı’nın gördüğü tablo böyle. Oysa sorun halkların arasında değil halka öncülük yapan Abdülhaluk Çay ve Fatih Altaylı gibi bilimden ve analizden uzak insanların destekledikleri ve geliştirdikleri sistemden kaynaklanıyor. Biz kardeşiz gibi modası geçmiş ve çok arabesk bir söylemden pek hoşlanmıyorum ama biz aynı coğrafyada yaşayan, aynı ülkenin vatandaşlarıyız. Birbirimizden üstün ya da eksik bir özelliğimiz yok. Sahip olduğumuz haklarında eşit ve çağdaş dünyanın kabul gördüğü haklar olmalı. Yani aslında halk olarak Kürtler şeytanın suyundan, barbar, çapulcu, lanetli topluluk, üzerinden perde kalkmış cin tarifesinden olmadığı gibi, Türklerde Aşağılık, şerefsiz, adi, ve zalim bir topluluk değildir.