Kürtler 700 yıllık Osmanlı tarihinden beri her zaman kardeşlik yaptı!
86 yıldır da bütün baskılara ve bastırmalara rağmen gene de kardeşiz dediler. Oysa Kürtler her zaman ötekileştirildi ve görmezden gelindi.
Tarihi irdelemeyeceğim. Çünkü zaten bilinmesi gerekenler biliniyor.
Her zaman Cunta Yönetimler, Askeri Darbeler, Askeri Anayasalarla yönetilen bir ülkede ancak bu kadar olur!
Daha düne kadar Dağ Türkleri, kart-kurt vs. Denildi.
Evet. DTP’de kapatıldı.
Neden?
Görmezden gelinen bir halkın haklarını savunduğu için mi? Yoksa PKK’ye yakın olduğu için mi?
Anayasa Mahkemesine sorarsanız, örgüt bağı.
Peki, bu örgüt neden ya da nereden çıktı?
PKK bu ülkenin bir gerçeği ve yürütülen politikaların sonucu değilmidir?
Ya son 18 yıldır haklarını siyasi yollarla aramak isteyenler?
Onlarda bu ülkede yaşayan ve yılar yılı görmezden gelinen bir halkın seçilmiş temsilcileri değiller mi?
Tablo ortada.
Ya Türksünüz ya da yoksunuz.
Başka da yolu yok. Kafasını kaldıranın kafası ezilmeli. Ülkenin Başbakanı Devlet Politikası diye bir açılım yapıyor. Ve açılımda da benim kolluk kuvvetlerim ve savcılarım gerekeni gereken yerde yapacaktır diyor. Ve içlerinde hiçbir Kürt’ün bulunmadığı Anayasa Mahkemesi gerekeni yapıyor. Kolluk kuvvetleri zaten buna dünden razı.
Daha dün DTP kapatıldı. Halk sokaklara döküldü. Seçtikleri temsilcilerine arka çıkmak için. Ve yerel yetkililerin açıklamaları. “İzinsiz gösterilerde şu kadar kişi gözaltına alındı.” Darp edilenler yok.
Peki, bu ne biçim kardeşlik?
Kendi siyasi iradeleri parlamentodan atıldı diye, bu halk rahatsızlığını dile getirirken, attığı adımlar izinsiz gösteri sayılıyor. Arkasından bir sürü baskı ve tutuklama. Bu ülkeyi yönetenler bu halka ne zaman güvenecek?
Hakkını arayanlar bölücülükle suçlanacak.
Yok, kardeşler yok.
Bu halk bölücü değil. Asıl bölücüler bu ülkeyi yönetenlerdir. Akan kanın durması ve yaşanan kaos ortamından çıkmak için bir adım atılacaksa, oda bu halkı görmekten ve ona güvenmekten geçiyor. Bu halk eğer bölücü olsaydı, kurtuluş savaşında bunu yapardı. Ama yapmadı ve bu güne kadar hep birlikten ve kardeşlikten yana oldu. Apê Musa (Musa ANTER)’in bir lafı vardı. “Benim canım istediğinde Derik dağların da keklik avına çıkarım. Canım istediğinde de Bodrumda ayaklarımı denize sokarım.” İşte Kürt halkının genel eğilimi budur. Ama yıllardır dökülen kandan nemalanan iktidarlar, muhalefet partileri ve yandaşları bunu göremiyorlar!
Aslında görmek istemiyorlar.
Yılardır bölgede yaşanan olayları ayakta tutan Türk basınına ne demeli?
Batıdaki insanlara sorarsanız Doğu ve Güneydoğu bir savaş alanı. Dağlarda yaşanan çatışmaları, sanki şehir merkezlerinde yaşanıyormuş gibi yansıtmanın altındaki sebebi ne? Bölgede gazetecilik yapan arkadaşlarımız var. Çoğu zaman şahit olmuşumdur. Haber metinlerini hazırlayıp yolladıklarında başka, akşam haberlerinde izlenenler başka.
Son günlerde, DTP’nin kapatılmasının yarattığı rahatsızlık ve arkasından yaşanan bölgesel olaylar. Türk basınında ağız birliği edercesine, bir tek söylem var. Terör örgütü yandaşları.
Kimse bu halkın siyasi iradesine haksızlık edildi, ya da bu altında başka bir şey var mı demiyor. Çünkü onlara göre bir tek şey var. Oda yönetenlerin istekleri dışında davrananların hepsi teröristtir.
Ya bunlar TERÖRİST kelimesinin kelime anlamını bilmiyorlar, ya da bir yerlere hizmetten geri kalmak istemiyorlar.
Neden mi?
Eğer bu kadar gösteri yapanların hepsi terörist ise vay bu ülkeyi yönetenlerin haline.
Bayalı basının terörist dedikleri geçen gün gösteri yaparken, biri emniyet Müdür Yardımcısı iki polisi yakalıyorlar. Gerçi o iki polisin neden orada oldukları da başka bir muamma. Ama bazı göstericiler o anın psikolojisi ile iki polisi darp ettiler. Beklide linç edebilirlerdi. Ama bunları o terörist denilen ve bütün yapılanlara rağmen kardeşlikten vazgeçmek istemeyenler korudu. Olay esnasında polislerin silah ve telsizleri de göstericilerin eline geçti. Yani istenilseydi, o silah kullanılabilinirdi. Ve kimin kullandığı o kargaşa içerisinde bir muamma olabilirdi. Ama şükür ki o esnada bile sağduyu hâkim idi ve korkulan olmadı.
Oysa Yüksekova’da 20’ye yakın güvenlik mensubu (!), bir vatandaşı aralarına alarak, içlerindeki duygularını dışa yansıttılar. Ne kadar organize oldukları gözden kaçmadı. Birileri içini kusarken, birileri de kimse gelip kurtarmasın diye silahı ile gözdağı veriyordu.
Diğer taraftan, İstanbul’da basın açılaması yapmak isteyenlere de organize olmuş bir grup ateşli silahlar ve satırlarla saldırabiliyor. Elbette Sayın Başbakan, Pompalı silah kullananlara, “vatandaş duygularına hâkim olamamış” derse, bu günde birileri İstanbul’da, birileri de Yüksekova’da istediğini yapabilir. Nasılsa arkasında devletin hükümeti ve muhalefeti var.
Şimdi sormak lazım.
Kardeşliği yapan kim?
Terörist olan kim?
Galiba öyle görünüyor ki,
Kürtler bu ülkede, Zorba babanın üvey evlatları oluyorlar…