12 Punto14 Punto16 Punto18 Punto
İslam'da Sosyal Adalet
02.11.2009 23:17

Adalet zulmün karşıtıdır. Zulüm; incinmektir, canın yanmasıdır. Razı olunmayan bir davranışla karşılaşmaktır. Buna karşılık; herkese hakkını vermek ve her şeyi akıl ve mantık ölçüsünde hikmet ve gayesine uygun olarak yapmak ise adalet olarak değerlendirilmiştir. Allah’ın sıfatlarından biri olan “el-Adl”, çok adaletli olmak anlamındadır. Bu manada Allah adildir, zulmü ve zalimleri sevmez. Onun için de İslam’a göre, zulüm haram sayılmıştır. Bu bakımdan, bütün ilahi dinlerde adalet emredilmiş, zulüm ise yasaklanmıştır. (el-Mümtahine, 60/8; el-A’raf, 7/29; en-Hahl, 16/90; en-Nisa, 4/148; eş-Şüara, 42/40; ez-Zariyat, 51/59; Kitab-ı Mukaddes, Eski Ahit, Eyüp, 8/3; Mezmur, 89/14; İsaya, 56/1; Yeni Ahit Efoslulara,6/14; İbranilere, 6/10).

İslam dini adalet ölçülerini çok geniş tutmuştur. Din, vicdan ve ifade hürriyetine karşı çıkılmadıkça, aynı vatanda beraberce yaşama kabul edildikçe, kim olursa olsun; onlara iyilik etmek, kendilerine adaletli davranmak gerektiğini ortaya koymuştur. Nitekim Kur’an’da: “Allah adaletli davrananları sever”(el-Mümtahine, 60/8) buyrulmuştur. Bunun yanında, “Zalimler için dost ve yardımcı yoktur”(el-Hacc, 22/71; Gâfir, 40/18) buyrularak, adil olmayanlara yardım edilmemesi gerektiği de vurgulanmıştır.

Şüphesiz adalet sosyal barış için olmazsa olmaz bir şarttır. Sosyal barış da ancak sosyal dayanışmayla sağlanabilir.

“Muhakkak ki Allah, adaleti, iyiliği ve akrabaya yardım etmeyi emreder. Çirkin işleri, fenalık ve azgınlığı da yasaklar”. (en-Nahl, 16/90) Bu ayette, adalet, iyilik yapma ve akrabaya yardımı, dayanışmayı gerçekleştiren hasletler; çirkin işleri, fenalık ve azgınlıkları ise sosyal dayanışmayı köstekleyen davranış ve tutumlar olarak gösterilmektedir. Bir başka ayette de; dayanışmanın kurulması için, Allah’a ibadet etmek ve O’na hiçbir şeyi ortak koşmamak emredildikten sonra; “Anaya, babaya, akrabaya, yetimlere, yoksullara, yakın komşuya, uzak komşuya, yanınızdaki arkadaşa, yolcuya ve maliki bulunduğunuz kimselere iyilik ediniz”. (en-Nisa, 4/36; Ra’d, 36/21) buyrularak, bir toplumda sosyal dayanışmanın nasıl gerçekleştirilebileceği ortaya konulmaktadır.

Peygamber(s.a.v)’in, “Haklar, kıyamet gününde sahiplerine iade edilecektir. Hatta boynuzlu koyundan, boynuzsuz koyunun öcü de alınacaktır”(Müslim-1997, 4/2582) ve, “Bir kimse haksız olarak başkasının bir karış yerine tecavüz ederse, o yerin yedi katı da o kimsenin boynuna geçirilir”(Buhari, RS., c. 1, 255/204) hadisleri, haklar konusunda gösterilen titizliği ortaya koymaktadır. Buhari’de rivayet edilen bir başka hadiste de, “Bir kimse kardeşinin haysiyetine, veya malına haksız olarak saldırmışsa, altın ve gümüşün bulunmadığı günden (kıyamet) önce onunla helalleşsin. Aksi halde, yaptığı zulüm nisbetinde onun iyi amellerinden alınıp hak sahibine verilir. İyiliği yoksa, hak sahibinin günahından alınıp haksızlık eden kişiye yükletilir”(Buhari, RS, c.1, 258/208) Muhammed (s.a.v), kişilerin haklarına saygının ne kadar önemli olduğunu ortaya koymak istemiştir.

Sosyal dayanışmanın en özlü ifadesini Muhammed(s.a.v)’in; “Sen müminleri, birbirlerini sevmekte ve merhamet etmekte bir bedenin uzvu gibi görürsün; onların herhangi bir uzvu rahatsızlandığında diğer bütün uzuvları etkilenir” (Buhari, Edeb, 78) hadisinde bulmaktayız. Bu demektir ki, bir mümini bir dert, bir elem, keder, üzüntü veya musibet isabet ettiğinde, diğer bütün müminler, onun derdiyle dertlenir, onun üzüntü ve kederini paylaşırlar. (Daha geniş bilgiler için bkz: Yrd. Doç.Dr.  Muammer Şeker’in “İslam’da Sosyal Dayanışma Müesseseleri”, s. 32 ve devamı)

KÜRESEL BARIŞ VE İSLAM

Kur’an’da barış, “silm” ve “salah” kökeninden gelen kelimelerle ifade edilmektedir. “Silm” türevinden olan kelimeler Kur’an’da 157 defa, “salah” türevinden olanlar da 180 defa geçmektedir. Toplam 337 defa geçen bu kavram ile ilgili kelimeler, konunun önemini ifade eden bir göstergedir. İslam kelimesinin silm kelimesinden türemiş olması da, İslam’ın barışla ne kadar iç içe olduğu gerçeğine işaret ediyor. Kur’an-ı Kerim’de yer alan, “Ey insanlar! Sizi bir nefisten yaratan ve ondan da eşini yaratan ve ikisinden bir-çok erkekler ve kadınlar üretip yayan Rabbinizden sakının.”(Nisa, 4/1)

“Ey insanlar! Doğrusu biz sizi bir erkekle bir dişiden yarattık. Ve birbirinizi tanımanız için sizi kavimlere ve kabilelere ayırdık. Muhakkak ki Allah yanında en değerli olanınız, O’ndan en çok korkanınızdır.”(Hucurat, 49/13)

“(Resûlüm!) de ki: Ey ehl-i kitab! Sizinle bizim aramızda müşterek olan bir söze geliniz: Allah’tan başkasına tapmayalım; O’na hiçbir şeyi eş tutmayalım ve Allah’ı bırakıp da kimimiz kimimizi ilâhlaştırmasın.”(Âlî İmran, 3/64) mealindeki âyetler ve konumuzun gereksiz uzamasını önlemek için zikredemediğimiz çok sayıda âyetin ifade ettiği anlamın genel espirisi dikkate alındığında, “barış”ın Kur’an ve dolayısıyla İslam dininin temel stratejik hedeflerinden olduğu, savaşın ise, barış ortamını yaratmak ve korumak için başvurulan son çare olduğu kolayca anlaşılmaktadır. İslam dininin pratiği de, Mekke döneminden başlamak üzere Medine dönemine kadarki safhalar dikkatle incelendiğinde bunun stratejik bir hedef olduğu kolayca anlaşılmaktadır.

Kur’an öncelikle kardeş olarak ifade ettiği müminler arasında sorunların çıkmaması üzerinde önemle durmuştur. Kur’an-ı Kerim’in el-Enfal sûresinde yer alan, “Allah’a ve Resûlüne itaat edin. Birbirinizle çekişmeyin; sonra korkuya kapılırsınız da kuvvetiniz gider. Bir de sabredin. Çünkü Allah sabredenlerle beraberdir”(Enfal, 8/46) meâlindeki âyet, iman edenlere birbirleriyle çekişmemeyi, böyle bir çekişmenin Allah ve Resûle karşı isyan olduğu, çekişmenin getireceği riskin güçten düşme ve korkuya kapılıp mağlup olma olduğu ve çekişmemek için birbirlerine karşı sabırlı olmalarını emreder.

“Ey iman edenler! Allah’a itaat edin. Peygambere ve sizden olan idarecilere (ulu’l-emre) de itaat edin. Eğer bir hususta anlaşmazlığa düşerseniz -Allah’a ve ahirete gerçekten inanıyorsanız- onu Allah’a ve Resûl’e götürün (onların talimatına göre halledin); bu hem hayırlı, hem de netice bakımından daha güzeldir”(Nisa, 4/59) meâlindeki âyette de, müminler arasında çıkacak sorunların çözüm adresini net bir şekilde göstermektedir

Şüphesiz Barış, Kur’an-ı Kerim’in önemle üzerinde durduğu bir konudur. Yüce Allah Kur’an-ı Kerim’de yer alan;

“Ey iman edenler! Hep birden barışa girin… Size apaçık deliller (Kur’an ve Sünnet) geldikten sonra, eğer barıştan saparsanız, şunu iyi bilin ki Allah azizdir, hakimdir.”(Bakara, 2/208-209) mealindeki âyetlerle, iman edenler arasındaki barışın önemine ve zorunluluğuna işaret etmiş, barış ortamından ayrılmaktan sakınılması gerektiğine açık bir ifadeyle ve tehditvari bir tarzda uyarmıştır.

“İnsanların arasını düzeltmeniz, günahtan sakınmanız ve iyi olmanız için, Allah’a yaptığınız yeminleri engel kılmayın, Allah işitir ve bilir”(Bakara, 2/224) meâlindeki âyette, insanların arasını ıslah (barıştırma)için, Allah’a yemin edilmiş olmanın da göz ardı edilebileceği ifade edilmektedir. Alusî, Ruhu’l-Maani adlı tefsirinde, Kur’an’da ıslahın sadaka olduğunu ifade eden birden fazla âyetin yer aldığını, bu hususun önemine binaen, -yalan söylemek İslam dininde menfûr olmasına rağmen- ıslah işiyle uğraşanlara Resulullah(s.a.v.)’ın bir çok hadisiyle cevaz verildiğini, söyler ve konu ile ilgili hadislere yer verir. (Bakınız: Alusî, Ruhu’l-Maani, Beyrut-1993, c. 5, s. 212-213)

İslamiyet barış dini olduğu için Müslümanlar arasında savaş, olmaması gereken bir olaydır. Ancak herhangi bir sebeple olduğu zaman bunun mutlaka ortadan kaldırılarak barış ortamının sağlanması gerekir. Bu, Allah tarafından Müslümanlara verilmiş vazgeçilmez ve ihmal edilemez bir görevdir. Bütün Müslümanlar bu göreve karşı sorumludurlar. Ancak Müslümanların bir kısmı bu görevi layıkıyla yerine getirdiği takdirde, diğer Müslümanlardan da bu sorumluluk kalkar.

Yüce Allah bu konu ile ilgili olarak Kur’an-ı Kerim’de şöyle buyurmuştur:

“Eğer mü’minlerden iki topluluk birbirleriyle savaşırlarsa aralarını düzeltiniz; eğer biri diğeri üzerine saldırırsa, saldıranla Allah’ın buyruğuna dönmelerine kadar savaşınız; eğer dönerlerse aralarını adaletle bulunuz, âdil davranınız, şüphesiz Allah(cc) âdil davrananları sever.”(Hucurat, 49/9)

Âyet, bir bütün olarak dikkate alındığında, Müslümanlar arasındaki ihtilafların çözülmesi hususunda bütün Müslümanlara, “mutlaka barış” anlamı çerçevesinde hareket edecek ilkesel bir yapının oluşturulması emrinin verildiği, kolayca anlaşılır. Nitekim âyette, çatışan taraflar arasında ya ikna yoluyla ya da savaşla, barışın sağlanması Müslümanlar için vazgeçilmez, ihmal edilemez ve mutlaka yapılması gereken bir görev olduğunun ifadesi vardır. (Kurtubî, el-Camiu li Ahkâmi’l-Kur’an, c. 16, s. 318)

Âyette, barışın sağlanması ile ilgili çözüm yönteminde üç safhadan bahsedilmektedir.

Birinci safha, ilk müdahale olarak aralarındaki sorunların ne olduğu, haklı ve haksız tarafların tesbiti ile tarafları barıştırarak var olan haksızlığın ortadan kaldırılmasıdır.

İkinci merhale, birinci merhaledeki çabalar boşa gittiğinde devreye girmektedir. Haksızlığı belirlenen tarafın hakkı kabul etmemesi halinde zorla (fiilî savaş veya başka şiddet yöntemleriyle) ona kabul ettirmektir.

Üçüncü merhalede ise, zorla hakkı kabul eden ile diğer hak sahibi taraf arasında adil bir barışın sağlanması, zorla barışı kabul edenlerin bu davranışı için ayrıca cezaya tabi tutulmaması emri verilmiştir. (Alusî, Tesir, c. 26, s. 227, Seyid Kutub, Fizilal, c. 6, s. 3343)

Müfessirler, âyetteki emirlerin, ulu’l-emr’e yönelik olduğunu, vücûb ifade ettiğini, Müslüman topluluklar arasında meydana gelen anlaşmazlıkların bu çerçevede ortadan kaldırılmasının vacip olduğunu, söylerler. (Taberî, Camiu’l-Beyan, c. 26, s. 127-128; Ebu Hayan, el-Bahru’l-Muhit, c. 8, s. 111) Âyetin zahirinden de bu, açık bir şekilde anlaşılmaktadır.

ÇOĞULCULUK VE İSLAM

Şüphesiz İslam’ın ilk dönemlerinde, günümüzdeki gibi çok seslilik daha gelişmemişti. Ancak, Peygamber(s.a.v)’in, vefatıyla sonuçlanan hastalığında dahi, yerine birini atamaması, sonradan gelenek haline gelen, kendi yerine halife atama, veya babadan oğla geçme yöntemlerinin İslam’la alakası olmadığını, bu görevin o zamanki mevcut Müslümanların yapması gereken hakları olduğunu göstermesi açısından önemlidir. Önceki uygulamalarda, kimin halife olacağı konusunda tek bir aday üzerinde zorlamaya gidilmemiş olması, birden fazla aday üzerinde tartışılarak, bir kişiye tercih yapılması, seçilen ilk halifelerin değişik ailelerden olması, çoğulculuğa kapalı bir anlayışın olmadığını ortaya koymaktadır. Ayrıca, İslam’da değişik mezheplerin ortaya çıkması ve meşruiyetlerini kabul ettirmeleri, mezhep imamları ile dönemin iktidarları arasındaki gerginlikler ve resmi görüşe karşı yapılan muhalefet, İslam’da muhalefetin fiilen var olduğunu ve olabileceğini göstermektedir. Hz. Ebubekir, halife seçildiği gün verdiği ilk hutbesinin sonunda, “Ben Allah ve Resulüne itaat ettiğim müddetçe siz de bana itaat ediniz. Ben Allah ve Resulüne isyan edersem, o halde bana itaat etmeniz gerekmez”. (İbnu’l-Esir, el-Kâmil, c. 2, s. 225) Ömer b. Abdulaziz de tıpkı Raşid halifeler gibi, halife seçildiğinde, kendisine biat edilirken, aynı sözleri söylemiştir. (Yrd.Doç.Dr.Hikmet Akdemir, İnsan Haklarının Gelişmesinde Kur’an’ın Rolü, s. 159-160)

Hz. Ömer bir gün hutbe verirken oradakilere, hak yoldan ayrılıp nefsine uyacak olsa ne yapacaklarını sorar. Onlardan biri hemen ayağa kalkarak, “Seni kılıçlarımızla doğrulturuz” diye cevap verir. Hz Ömer adamın cesaretini denemek için, “Benim hakkımda böyle konuşmaya nasıl cesaret edersin?” deyince, o şahıs, “Evet, evet, bu sözleri senin hakkında söylüyorum”. Diye karşılık verir. (Kandemir, Örneklerle İslam Ahlakı, s. 99-100)

Bu yazı toplam 2109 defa okunmuştur
Yazıyı Paylaş : GoogleGoogle, YahooYahoo, FacebookFacebook, DiggDigg, Del.icio.usDel.icio.us, RedditReddit
Bu yazıya toplam (8) yorum eklenmiştir.
ferhat dılbırin hakkari
26 Mayıs 2010 Çarşamba 09:44
eşitlik ve özgürlük
sayın başkanım HAKKARİsizinle gurur duyuyor
Hikmet
26 Nisan 2010 Pazartesi 13:24
Tebrik
Başkanım, Yazdığınız bu yazı bir çok konuda insanlara yol gösteren ince noktalar vardır.Bu bölgelerin en önemli mesleleri ince bir şekilde ele alınmadığı zaman çözüm olmaz.İnsanların değer yargılarına önem vermesi gerek ve onlarla işlemsi grekir ki günlük problemler de ortadan kalksın.Barış=islam bu çok doğru islamiyetin doğru olarak algılanmadığı her yerde kan ve göz yaşı vardır.ana ve baba ya .komşuya ve kardeşe saygısızlık vardır.Yazınız çok
HAKKARİLİ
02 Mart 2010 Salı 17:38
Saygıyla
Sayın Başkanım;
Yazınızı çoook çok beğendim ancak bu köşede sizden Hakkari ile ilgili ne tür projeleriniz var, daha iyi bir şehirleşme için neler yapılabilir, şehrimizin yolları, park alanları, v.s. yeterli mi, değilse nerelere hangi hizmetler götürülebilir, eğer finansman eksikleri varsa yeni finans kaynakları nasıl sağlanır gibi fikirsel ve pratiker yazılar bekliyoruz...
Yazarın Diğer Yazıları
YAZARLAR
Röportaj
POSTA LİSTESİ
_self
ANKET
Sizce AKP'nin Çıkarmaya Çalıştığı Anayasa Değişiklik Paketi TBMM'den Geçer mi?
Foto Galeriler
Video Galeriler
HAVA DURUMU
Ankara
11 / 30 °C
İzmir
16 / 31 °C
Hakkari
15 / 33 °C
İstanbul
18 / 25 °C
3