MASAL..
Gönül yazmak dilemeden el sarılmaz kaleme.. gönül, dili defter kılmadan can gelmez kelama
Söz yazmak kudretinde değil ise gönül dil boşuna döner pervane... Oysa bazen yazmak yada söylemek değildir gaye.. Bağırmak ister insan, avazının çıktığınca haykırmak veyahut uluorta. 'Hep birşeylerin, yitiklerin ardından koşmakla bigane geçer ömür' diye başlar bazen satırlar. Ardınca koştuğun şeyin, yastığının altına sakladığın birkaç masal olduğunu anımsarsın yüzün kendi aynalarına asılır sonra. Ve silersin kendi kurguladığın dünyanı.
Renkli taşlar ve çamurdan oyuncukların, sarıya çalan saçlarınla köylü güzeli oluverdiğin yerde başları senin masalın.. ve kaçınılmaz olarak yok eden büyüme hissi başlar. Sen büyüdükçe,,,, saçların ah saçların, söylemek için bin kudret lazım belki de.. büyüdükçe hayalleri küçültülen iki insan oluveririz.. Onun için seni hiç büyütmedim Kybele ve bir gün ansızın senin yolun, benim göçebesi ve kör ebesi olduğum şehre düşer.. sonrası bilindik bir efsane.
Yarım bırakıldığı yerden yeniden yazılır bu divanelik öldükçe kendini çoğaltan bir yara gibi. Yine dökülür dilinden ve dilimden satırlar. Birkaç masal çocukluğumuza dair, hayal meyal hatırladığın, yaşlılık lekelerinin istilasında büyükannenin elleri ve onun anlattığı birkaç masal bütün bu kavgadan geriye anımsadığın
Şimdi kendi gerçeğimizi kurgularken sığındığımız en emin liman.. Ben ve sen yaşadıkça kendi hikayemizi yeniden okuyuruz aslında. Bazen susarak resmi bir duvarın önünde soğuk bir bankı ısıtan bakışlarla sıkılıyor yumruğumuz .. inat ettiğimiz kendi masalımız..
Sen hiç büyümedin Kybele, şimdi seni ararken yüzümü ufka dönmüyorum, yada bir yel esecek diye senin bulunduğun diyarlara, yastığımda birkaç masal sakladım atadan yadigar, seni bulmak şimdi daha kolay, çünkü yadımda toprak kokulu saçlarında avunuyor düşlerim.. diye devam eder sonra satırlar.. ve yok olmaya yüz tutar hayatında geçmiş. Tarih, sadece senin yazmak ve okumak istediğin gibi sana sadık.
Eskittiğin her defter yanı başında hesap vermeni bekler, bitmeyen ve tükenmeyen bir yolculuktur aslında başladığın ve asla bitirmek nasip olmayan, kemani bir tınaya salarsın kendini bazen, huzur dediğin kırık ve dökük notalar, yetmez.
Aydan kuleler yapıp fezaya yolcu olursun gece.. gece biter gündüz hala yeryüzünde olduğun aşikar.. ve başlar bir ekmek kavgası küçük bir şehrin en bilindik sokağında, benim arşınladığım. Ne zaman seni görmesem Kybele, özlemlerim vitrininde asılı bir idamlık.. bakışlarım donar Kybele .. acıdan bir resim nakşederim seni görmek için boynumu büktüğüm pencereye.
Ama heyhat bilirim, aşk divane yolcuların yoludur Ser perî, yürüdükçe acıdan kulelerin büyür.. Ben bir yanlızlık saltanatında hüküm süren avare olmak çabasında.. gönlümü saldım senin kapına.. işte mavi bakışlı sevda seni anlatmaya muktedir olmayan çığlıklarım.. uslu bir zamana terk ediyorum kendimi, usumda senden kalan kovmalar.
Cehennem narı gibi kavuran bir yanlızlık biriktirdim içimde, beni güçlü kılan herşeyi kalbime kalkan yaptım. Yokluğun en acı masalım oldu.. nerde bir mavilik görsem sen diye divane olmam ondan.. Bir şehrin kenar semtinde üşürken "ah sana bir hırka verebilsem" deyişin örter üstünü bütün üşümelerimin, Ak ve nurani yüzünle en günahkar yanlarımı örttüğüm gibi
Soğuk ikilimlerin yüreğini ört kybele, ört ve ısıt üşüyen yaralarımı...